sura suresi 19 ayet dinle
Trouver Un Pseudo Pour Site De Rencontre. Ala Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 19 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan ve AllahTeâlâ’yı niteleyen “el-A’lâ” kelimesinden almıştır. A’lâ, en yüce Suresi Arapça OkuAla Suresi Arapça DinleAla Suresi Türkçe OkuAla Suresi Türkçe Meali OkuAla Suresi Türkçe Meali DinleAla Suresi KonusuAla Suresi NuzülAla Suresi FaziletiAla Suresi Hakkında Sıkça Sorulan SorularAla Suresi TefsiriAla Suresi HakkındaAla Suresi Arapça OkuAla Suresi Arapça yazılı olarak okumak için lütfen sayfayı aşağı Suresi Arapça 1. Sayfaبِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِسَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ١اَلَّذ۪ي خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ٢وَالَّذ۪ي قَدَّرَ فَهَدٰىۙۖ٣وَالَّـذ۪ٓي اَخْرَجَ الْمَرْعٰىۙۖ٤فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ٥سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ٦اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفٰىۜ٧وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ٨فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ٩سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ١٠وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ١١اَلَّذ۪ي يَصْلَى النَّارَ الْـكُبْرٰىۚ١٢ثُمَّ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰىۜ١٣قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ١٤وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ١٥بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۘ١٦وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْـقٰىۜ١٧اِنَّ هٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰىۙ١٨صُحُفِ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى١٩Ala Suresi Arapça DinleAla Suresi Arapça Dinle, Ala Suresi’ni Abdulbaset Abdussamed’den Arapça dinlemek için lütfen Play ▶️ butonuna Suresi Türkçe OkuAla Suresi Türkçe latin alfabeysiyle yüzünden okumak için lütfen sayfayı aşağı Suresi Türkçe 1. SayfaBismillahir rahmanir rabbikel a’ halaka kaddere fe ahrecel mer’ cealehu gusaen fe la ma şaallah, innehu ya’lemul cehre ve ma nuyessiruke lil zekkir in nefeatiz men yetecennebuhel yaslen narel la yemutu fiha ve la efleha men zekeresme rabbihi fe tu’sırunel hayated ahıretu hayrun ve haza le fis suhufil ibrahime ve Suresi Türkçe Meali OkuAla Suresi Türkçe Meali okumak için lütfen sayfayı aşağı Suresi Türkçe Meali 1. SayfaRahman ve Rahim olan Allah’ın et Rabbinin A’la yüce düzene koyan edip doğru yolu gösteren Rabbin ki, mer’ayı, çıkardı,sonra da onu karamsı, bir sel kusuğuna böyle sana Kur’an okutacağız da Allah’ın dilediği başka; çünkü O, açığı da bilir, gizliyi seni en kolay yola muvaffak için öğüt ver, eğer öğüt fayda olan öğüt bedbaht olan da ondan ki, en büyük ateşe ne ölecek onda, ne de hayat felah bulmuştur temizlenen,Rabbinin adını anıp namaz siz, dünya hayatını tercih ahiret daha hayırlı ve daha olsun, bu ilk sahifelerde ve Musa’nın Suresi Türkçe Meali DinleAla Suresi Türkçe Meali Dinle, Ala Suresi Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN’in Türkçe Mealini, Ahmet DENİZ’den dinlemek için lütfen Play ▶️ butonuna Suresi KonusuAla Suresi konusu, Sûrede Allah, vahiy ve Kur’an, peygamber ve tebliğ görevi, tebliğ karşısında insanların takındıkları farklı tavırlar ve bunun ebedî hayattaki sonuçları ele Suresi NuzülMushaftaki sıralamada seksen yedinci, iniş sırasına göre sekizinci sûredir. Tekvîr sûresinden sonra, Leyl sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır Şevkânî, V, 492.Ala Suresi FaziletiAla Suresi fazileti, Kaynaklarda, Hz. Peygamber’in Alâ sûresini okumaktan büyük zevk aldığı; vitir, bayram ve cuma namazlarında onu okuduğu bildirilmektedir bk. İbn Kesîr, VIII, 399-400; Emin Işık, “Alâ Sûresi”, DİA, II, 310-311.Ala Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular Ala Suresi Kur’an-ı Kerim’de kaçıncı sayfadadır?Ala Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 591. sayfada yer alır. Ala Suresi kaç ayettir?Ala Suresi, 19 ayetten oluşur. Ala Suresi hangi cüzde yer alır?Ala Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 30. cüzde yer alır. Ala Suresi kaç sayfadır?Ala Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 1 sayfa içinde yer Suresi TefsiriKur’an Yolu Tefsiri kitabından Ala Suresi Tefsiri Suresi 1-5. Ayet TefsiriTesbîh, Allah’ı kendisine lâyık olmayan isimlerden, niteliklerden ve eylemlerden tenzih etmek, O’nun böyle kusurlardan uzak olduğunu kabul ve ifade etmektir. “Uygun şekil verme” diye çevirdiğimiz 2. âyetteki tesviye kavramı, Kur’an’da genellikle Allah’ın, yarattığı varlığa, onun varlık türünün gerektirdiği yapıyı, şekli vermesi, uygun forma kavuşturması” anlamında kullanılmaktadır. Bu âyette ise “sevvâ” fiilini –nesnesi belirtilmediğinden– “her şeye uygun şeklini verme” olarak anlamak gerekir ayrıca bk. Hicr 15/29. Allah’ın yol göstermesinden 3. âyet maksat, yarattığı şeylerin tabiatını belirleyip onu hedefine doğru yöneltmesidir. Şevkânî âyeti şöyle yorumlar “Allah varlıkların cinslerini, türlerini, niteliklerini, ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini, ecellerini takdir etmiştir; her birini yapabileceği, kendisine uygun olan davranışlara yöneltmiş ve yaratıldığı amaç istikametinde hareketini kolaylaştırmış, din ve dünya işlerinde yapması gerekeni ona ilham etmiştir” bk. V, 493. 4 ve 5. âyetler, Allah’ın baharda yeşil bitkileri bitirip vakti gelince onları kapkara bitki kalıntısı haline getirmesi şeklinde açıklandığı gibi mecazen “canlı varlıklara hayat veren ve zamanı gelince onları öldüren” anlamında da yorumlanabilir. Bazı çağdaş yorumcular 5. âyetin, kömür madeninin teşekkülüne işaret ettiğini ileri sürmüşlerdir. Buna göre ilâhî kudret önceleri her türlü bitkileri, ağaçları yetiştirip uzun zaman sonra bunları kömür haline getirmiştir, âyet bu olayı ifade etmektedir. Zira kömür yataklarının daha önceki jeolojik dönemlerde yaşamış olan dev bitkilerle ormanların geçirdiği değişikliklerin ardından yer altında basınç ve ısı etkisiyle kömüre dönüşmüş olduğu bilinmektedir. Cansız madde olan taş ve topraktan yemyeşil otların ve ormanların çıkması nasıl Allah’ın kudretini gösteren bir olaysa onların zamanla taş kömürüne dönüşmesi de öylece O’nun kudretini gösteren bir olaydır bk. Elmalılı, VIII, 5747-5758; Emin Işık, “Alâ Sûresi”, DİA, II, 311. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt5 Sayfa602-603Ala Suresi 6-8. Ayet TefsiriHz. Peygamber ilk dönemlerde kendisine gelen Kur’an vahyini ezberleme konusunda oldukça aceleci davranıyor, bir kelime veya harfi kaçırma korkusuyla Cebrâil vahyi henüz tamamlamadan tekrar etmeye çalışıyordu. Bu sebeple Resûlullah’a Kur’an okurken acele etmemesini emreden ve onu unutmayacağı konusunda güvence veren Kıyâmet 75/16-19. âyetleriyle, “Sana Kur’an’ı okutacağız ve Allah dilemedikçe unutmayacaksın” meâlindeki bu sûrenin 6. âyeti inmiştir. Böylece bir taraftan Hz. Peygamber bu davranışından vazgeçirilmiş oluyor, diğer taraftan da vahyin korunmasının güvenceye alındığı bildiriliyordu Şevkânî, V, 494. Hz. Peygamber’in unutmaktan korunmuş olması da Allah’ın kudretini gösteren delillerdendir. Peygamberin şahsında gerçekleşen bu ilâhî mûcizenin sırrı, Kur’an’ı okuma ve ezberleme tarzında ümmetin hafızalarında sürekli olarak tecelli etmektedir. 7. âyette unutturmama garantisine, “Allah dilemedikçe…” şeklinde yapılmış bulunan istisnâ hususunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bu istisnanın neshe delâlet ettiğini yani “Allah herhangi bir hükmü yürürlükten kaldırmak istediği zaman onu peygambere unutturur” mânasına geldiğini ifade ederler. Bazı âlimlere göre ise bu âyet –tıpkı “Gerçek şu ki, biz dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız” bk. İsrâ 17/86 meâlindeki vb. âyetlerde meselâ bk. Hûd 11/107-108 olduğu gibi– peygamberin unutmasını Allah’ın hiç dilemediği, dolayısıyla onun da hiçbir zaman unutmadığı” anlamına gelir bk. Şevkânî, V, 494; Elmalılı, VIII, 5760. Bize göre “Sizler ancak rabbinizin bunu dilemesi sayesinde dileyebilirsiniz” İnsan 76/30 âyetinde olduğu gibi burada da bir ilâhî kanuna, bir ilkeye atıf yapılmaktadır. Kulunu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren ve donatan Allah’tır. O böyle yapmasaydı insan böyle olmazdı; düşünemez, konuşamaz, aklında tutamaz, unutamazdı. 6. âyete göre Resûlullah, kendisine okutulanı Kur’an’ı asla unutmayacaktır; ancak bu, Allah istediği için böyledir; unutmasını isteseydi elbette “Sana kolaylık ve huzurun yollarını açacağız” meâlindeki 8. âyeti de Hz. Peygamber’in şahsına özgü olarak değerlendirip kolaylaştırmayı “Allah’ın onu, beşerî bir çaba göstermeden Kur’an’ı ezberlemeye, dinin kurallarını uygulamaya, kendisini cennete götürecek amelleri yapmaya muvaffak kılması” şeklinde yorumlamışlardır Zemahşerî, IV, 243-244; Râzî, XXXI, 142-143. Şevkânî ise “din ve dünya işlerinden hangisine yönelirse o yolda muvaffak kılması” anlamında yorumlamıştır bk. V, 494. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt5 Sayfa603-604Ala Suresi 9-15. Ayet Tefsiri“…Öğüt fayda verirse öğüt ver” meâlindeki ilk âyetin lafzından, öğüt verilebilmesi için verilecek öğüdün muhataba fayda sağlamasının şart koşulduğu anlaşılırsa da müfessirler, öğüt fayda verse de vermese de peygamberin öğüt vermek zorunda olduğu, âyetin böyle anlaşılması gerektiği kanaatindedirler. Râzî, öğüt vermenin veya hakikati anlatmanın ilk etapta gerekli vâcip olduğunu, tekrarının gerekli olmasının ise öğüdün yarar sağlaması ve böylece amacın gerçekleşmesi durumuna bağlı bulunduğunu belirtmiştir XXXI, 144. Buna göre Hz. Peygamber’in Allah’tan aldığı tâlimatı muhataplara duyurması onun misyonunun gereğidir. Öğüt vermenin faydalı olacağı kanaatine varıldığı takdirde devam etmek de vâciptir. Ancak inkârda kararlılık gösteren, gerçekle alay eden insanlara öğüt vermek onların inkâr ve inatlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu yüzden Allah, “O halde bizi anmaktan yüz çevirenden … sen de yüz çevir” buyurmuştur bk. Necm 53/29. Âyetteki “öğüt fayda verirse” diye çevrilen kısım, “Öğüt mutlaka fayda verir” şeklinde anlamaya da elverişlidir. Burada belli bir grup değil, öğüde muhatap olan herkes kastedildiği için muhatapların sayısı az veya çok olsa da bir kısmının öğütten mutlaka yararlanacağı kesindir. Nitekim 10. âyette bu husus açıkça ifade âyetlerde öğüdün herkese fayda vermeyeceği, ondan ancak Allah’tan korkanların faydalanacağı, Allah’tan korkmayan, isyan ve günah batağına saplanmış olan bedbahtların ise ondan kaçacakları bildirilmiştir. 12. âyet öğütten kaçmanın, hakikate sırt çevirmenin sonuçta insanı cehenneme sürükleyeceğini haber vermektedir. “Sonra orada ne ölür ne de yaşar” meâlindeki 13. âyet ise azabın ebedîliğini ve korkunçluğunu ifade etmektedir. Cehennemdekiler ölmezler, yaşarlar; ancak çektikleri dikkate alındığında bunun olumlu anlamıyla yaşamak olmayacağı da muhakkaktır. Buna karşılık 14-15. âyetlerde öğütlere kulak veren, kalplerini şirk, günah ve kötü ahlâkın kirlerinden temizleyen, namaz kılıp sadaka ve zekât vermek suretiyle nefsini arındıran kimselerin kurtuluşa erecekleri âyette “arınan” diye tercüme ettiğimiz tezekkâ fiili, “insanın nefsini kontrol altına alması, her türlü şirk, kötülük ve günahtan uzaklaşması, Allah’ın birliğine iman edip dinin emir ve yasaklarını yerine getirmesi” anlamına geldiği gibi “zekât vererek arınmak” mânasına da gelir. Ancak Mekkî sûrelerde yer alan “zekât” tabirleriyle Zâriyât 51/19; Meâric 70/24, hükümleri etraflı olarak açıklanmış zekât değil, mutlak anlamıyla malî içerikli dinî görevler kastedilmiştir. Çünkü kurumsal anlamda zekât Medine döneminde farz kılınmıştır bk. Tevbe 9/103. Şu halde âyetteki tezekkâ kelimesi hem malı haramlardan ve kul haklarından hem de nefsi günah kirlerinden arındırmayı ifade eder. 15. âyette Allah’ın adını anan ve namaz kılan kimsenin kurtuluşa ereceği bildirilmiştir. Ancak burada geçen, “namaz kılma” olarak çevirdiğimiz sallâ fiiliyle ilgili farklı yorumlar yapılmıştır. Bazı müfessirlere göre bundan maksat bilinen beş vakit namazdır; bazılarına göre bayram namazı, bir kısmına göre de “salât” kelimesinin sözlük anlamı olan duadır Taberî, XXX, 100. Beş vakit namaz Mekke döneminin sonlarına doğru farz kılındığına ve bu sûre de oldukça erken bir dönemde indiğine göre, buradaki salât kavramını da beş vakit namaz olarak değil, ilk müslümanların beş vakit namazdan farklı ibadetleri olarak anlamak uygun olur. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt 5 Sayfa 604-605Ala Suresi 16-17. Ayet TefsiriÖnceki âyetlerde kurtuluşun, nefsi ve malı arındırıp âhirete hazırlıklı gitmekte olduğu bildirilmişti. 16. âyette ise insanların genellikle geçici dünya hayatı ve zevklerini âhirete tercih ettikleri hatırlatılmaktadır. Oysa âhiret hayatı daha hayırlı, kalıcı ve sonsuzdur. Bu durum, –yüce Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olarak– inkârcıları bir kere daha uyarmak, müminlere de böylesi yanlışlardan uzak durmaları yolunda telkinde bulunmak üzere 17. âyette vurgulu bir şekilde ifade edilmiştir ayrıca bk. Arâf 7/169; Yûsuf 12/109; Duhâ 93/4. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt 5 Sayfa 605Ala Suresi 18-19. Ayet Tefsiri“Kitaplar” diye çevirdiğimiz suhuf kelimesi kitapla eş anlamlı olan sahîfenin çoğuludur. Bu bağlamda kitap, Allah tarafından peygamberlere gönderilen vahyi ifade eder. Buna göre her iki âyette yer alan suhuftan maksat, “Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ’ya verilen kitaplardır. Bu iki peygambere nisbet edilen sahîfeler, geçmiş vahiylerin sadece birer örneğini teşkil eder. Çünkü vahiy bunlarla sınırlı değildir. İsimleri bildirilen başlıca kitaplar, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’dır. Sahîfelerden 10’unun Hz. Âdem’e, 50’sinin Şît’e, 30’unun İdrîs’e, 10’unun da İbrâhim’e verildiği rivayet edilir bk. Zemahşerî, IV, 245.Şuarâ sûresinin 196. âyetinde olduğu gibi bu son âyetler de vahyin tek kaynaktan, Allah’tan geldiğini ve ilâhî dinlerin iman, ibadet ve ahlâk konularında aynı prensipleri, evrensel gerçekleri ve değerleri getirdiğini ifade etmektedir. Konuyla hiçbir alâkası olmadığı halde bu âyetlerden, Kur’an’ın lafız değil, mâna ve hüküm olduğunu, bunun ise belli bir dile ait bulunmadığını, başka peygamberlere gönderilmiş kitaplara da Kur’an denilebileceğini ve Kur’an’ın namazda her dilden okunabileceğini söyleyenler, peşin hükümlerine sonradan kanıt arama yoluna girenlerdir. Söyledikleri doğru olsaydı bile okumak için –sıradan insanların çevirileri değil– eski peygamberlere gönderilen vahyin asıl metinlerine ihtiyaç olur, yalnız bunlar okunabilirdi. Bu da –o metinler mevcut olmadığı için– fiilen imkânsızdır. Kaynak Kur’an Yolu Tefsiri Cilt 5 Sayfa 606Ala Suresi HakkındaMekke devrinde nâzil olmuştur, on dokuz âyettir. Fâsıla*sı elif harfidir. Adını ilk âyette geçen alâ kelimesinden almıştır. “Sebbih” diye başlayan ilk kelimesinden dolayı Sebbih sûresi diye de önceki Târık sûresi, kâfirlerin çeşitli hile ve engellemelerine rağmen Hz. Peygamber’in Allah’ın izniyle zafere ulaşacağını vaad eden âyetle sona erer. Alâ sûresinin, “Seni en kolay yola muvaffak kılacağız” meâlindeki sekizinci âyetinde de o zaferin yakında gerçekleşeceği müjdelenir. Bu müjdeye şükür ifadesi olmak üzere sûre, “Rabbinin yüce ismini tesbih et!” diye başlar; esas büyük bayramın ebedî kurtuluşla cennette gerçekleşeceğini, âhiretin dünya hayatından daha üstün ve daha kalıcı olduğunu, bu hakikatin önceki din kitaplarında, özellikle Hz. İbrâhim ile Hz. Mûsâ’nın kitaplarında da yer almış bulunduğunu vurgulayan âyetlerle son bulur. Bir sonraki Gaşiye sûresinde ise genel olarak âhiretten, özellikle cennet hayatından bahsedilir ve çeşitli misallerle âhiretin neden dünya hayatından üstün olduğu gözler önüne kelimesi âyette hem “rabb”in, hem de “ism”in sıfatı olabilecek şekilde zikredilmiştir. Buna göre Allah’ın yalnız zâtı değil, isim ve sıfatları da yüce ve mukaddestir. Rabbin mukaddes adını anarken O’nun yüceliğini küçümseyecek anlayış, yorum ve davranışlardan sakınmak gerekir. Tevrat’ta on emir*den biri olarak, “Allah’ın, rabbin ismini boş yere ağza almayacaksın” Çıkış, 20/7 diye emredilmiştir. Bununla beraber yahudiler Allah’ı gerektiği şekilde tenzih etmemişler, onu güçlü bir insan şeklinde düşünmüşler, bununla da kalmayarak sadece yahudilerin millî ilâhı olarak kabul etmişlerdir. Hıristiyanlar ise, “O hem birdir, hem üçtür” tarzındaki akıl almaz çelişkiyi inançlarına temel yapmışlardır. Her iki dinin mensupları da aslında tevhid ehli oldukları halde tenzih* ehli olamamışlardır. Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ı bir bilmenin bu bakımdan yeterli olmadığını göstermek için onun eşi ve benzeri olmadığını, birliğinin her yönüyle kutsal zâtına mahsus bir birlik olduğunu ortaya koymuş, Allah’ın birliği inancına, Allah’ın eşsiz yüceliği demek olan tenzih ilkesini de sûresinin ilk âyetleri, birinci âyetteki tesbih ve tenzih emrinin gerekçesi gibidir “O rab ki yaratan, düzene koyan, her şeyi inceden inceye takdir eden, yol gösteren, otlağı meydana çıkaran, sonra da onu çerçöp edip sel kusmuğuna çevirendir” meâlindeki âyetler 2-5, Allah’ın yüceliğini ve kudretini dile âyette, “çerçöp ve sel kusmuğu” mânasına gelen ve esas itibariyle “kara kuru yakacak şeyler” demek olan “gusâen ehvâ” غثاءً اَحوى kelimeleri geçmektedir. Bu âyet, âdeta maden kömürü yataklarına işaret ediyor gibidir. Zira kömür yataklarının, daha önceki jeolojik devirlerde yaşamış olan dev otlarla ormanların jeolojik değişikliğe uğradıktan sonra yer altında basınç ve ısı etkisiyle kömüre dönüşmüş olduğu bilinmektedir. Cansız madde olan taş ve topraktan yemyeşil otların ve otlakların çıkması nasıl Allah’ın kudretine delâlet eden bir olaysa, otların ve ormanların da zamanla taş kömürüne dönüşmesi öylece O’nun kudretini gösteren bir âyetin daha sonraki âyetlerle olan ilgisi dikkate alınınca, her yönüyle yüce yaratıcının kudretini dile getiren bu yeryüzünde, çevresinde olup bitenlerden habersiz ot gibi, ağaç gibi yaşayanların öldükten sonra sadece yakılmaya yarayan taş kömürüne benzeyecekleri ima ediliyor gibidir. Ayrıca bu âyet, onların kendi hayatları gibi çok önem verdikleri ve her şeyden üstün tuttukları dünyalarının da hiçbir önemi bulunmadığını ihtar etmektedir. Çünkü dünya hayatı ebedî kurtuluşa basamak olursa bir anlam ve değer ifade “Biz sana Kur’an’ı öğreteceğiz, sen de artık hiç unutmayacaksın” meâlindeki altıncı âyetinde Hz. Peygamber’in unutmaktan korunmuş olduğunun bildirilmesi de Allah’ın yüce kudretine delil gösterilmekte, Peygamber’in şahsında gerçekleşen bu ilâhî mûcizenin sırrı, Kur’an’ı okuma ve ezberleme kolaylığı tarzında ümmetin hâfızlarında sürekli olarak tecelli Hz. Peygamber’in Alâ sûresini çok sevdiği, vitir, bayram ve cuma namazlarında ve hatta son olarak kıldırdığı akşam namazının ilk rekâtında onu okuduğu zikredilmektedir. Öte yandan, daha önce Vâkıa sûresindeki “Fe sebbih bi’smi rabbike’l-azîm” 56/96 âyeti nâzil olunca rükûda “sübhâne rabbiye’l-azîm” denmesini öğütlediği gibi, bu sûre de “Sebbih isme rabbike’l-alâ” âyetiyle başladığı için secdede “sübhâne rabbiyel-alâ” denmesini emrettiği I, 96; III, 406; IV, 155, 271; V, 123; Buhârî, “Ezân”, 63, “Tefsîr”, 87/1; Müslim, “Salât”, 179, “Cuma”, 62; Taberî, Tefsîr, XXX, 96-101; İbn Kesîr, Tefsîr, VIII, 399-405; Süyûtî, el-İtkan, I, 73; Tenâsüku’d-dürer fî tenâsübi’s-süver nşr. Abdülkadir Ahmed Atâ, Beyrut 1406/1986, s. 135-136; Âlûsî, Rûhu’l-meânî, IX, 346-355; Elmalılı, Hak Dini, VIII, 5734-5769; Muhammed Mahmûd es-Savvâf, Fâtihatü’l-Kurân ve cüzü Amme, Cidde 1406/1985, s. 247-263; “Alâ Sûresi”, İTA, I, 259-261; Honigmann, “Sebbih”, İA, X, Işık We use cookies on our website to give you the most relevant experience by remembering your preferences and repeat visits. By clicking “Accept All”, you consent to the use of ALL the cookies. However, you may visit "Cookie Settings" to provide a controlled consent.
Tevbe suresi, müşrik olanların Mescid-i Haram ve çevresinden tamamen temizlenmesini, putperestlerden kurtulunması, Tebük Seferi'ne hazırlığın yapılması, peygamber efendimiz ve Allah'ın resulünün tüm dünyadaki bağlılıkların üstünde tutulması ve iman mücadelesine hazır olunması gerektiği konularını iki ayetin yanında, hem meailini anlamak, hem de imanı kuvvetlendirmek adına tamamını, Türkçe'de şu şekilde okuyabilirsiniz 1. Beraetum minallahi ve rasulihî ilellezîne ahettum minel muşrikîn 2. Fe siyhu fil erdî erbeate eşhuriv va'lemu ennekum ğayru ma'cizillahi ve ennellahe muhzil kafirîn 3. Ve ezanum minallahi ve rasulihî ilen nasi yevmel haccil ekberi ennallahe berîum minel muşrikîne ve rasuluh fe in tubtum fe huve hayrul lekum ve in tevelleytum fa'lemu ennekum ğayru mu'cizillah ve beşşirillezîne keferu bi azabin elîm 4. İllellezîne ahettum minle muşrikîne summe lem yenkusukum şey'ev ve lem yuzahiru aleykum ehaden fe etimmu ileyhim ahdehum ila muddetihim innellahe yuhîbbul muttekîyn 5. Fe izenselehal eşhurul hurumu faktulul muşrikîne hayus vecedtumuhum ve huzuhum vahsuruhum vak'udu lehum kulle mersad fe in tabu ve ekamus salate ve atevuz zekate fe hallu sebîlehum innellahe ğafurur rahîym 6. Ve in ehadum minel muşrikînestecarake fe ecirhu hatta yesmea kelamellahi summe eblîğhu me'meneh zalik bi ennehum kavmul la ya'lemun 7. Keyfe yekunu lil muşrikîne ahdun îndellahi ve înde rasulihî illellezîne ahettum îndel mescidil haram fe mestekamu lekum festekîymu lehum innellahe yuhîbbul mutekeyîn 8. Keyfe ve iy yazheru aleykum la yerkubu fikum illevve la zimmeh yurdunekum bi efvahihim ve te'ba kulubuhum ve ekseruhum fasikun 9. İşterav ve ayatillahi semenen kalîlen fe saddu an sebîlih innehum sae ma kanu ya'melun 10. La yerkubune fî mu'minîn illev ve la zimmeh ve laike humul mu'tedun 11. Fe in tabu ve ekamus salate ve atevuz zekate fe îhvanukum fid dîn ve nufassîlul ayati le kavmiy ya'lemun 12. Ve in nekesu eymanehum mim ba'di ahdihim ve taanu fî dînikum fe katilu eimmetel kufri innehum la eymane lehum leallehum yentehun 13. Ela tukatilune kavmen nekesu eymanehum ve hemmu bi îhracir rasuli ve hum bedeukum evvele merrah e tahşevnehum fellahu ehakku en tahşevhu in kuntum mu'minîn 14. Katiluhum yuazzibhumullahu bi eydîkum ve yuhzihim ve yensurkum aleyhim ve yeşfi sudura kavmim mu'minîn 15. Ve yuzhib ğayza kulubihim ve yetubullahu ala mey yeşa' vallahu alîmun hakîm 16. Em hasibtum en tutraku ve lemma ya'lemillahullezîne cahedu minkum ve lem yetehîzu min dunillahi ve la rasulihî ve lel mu'minîne velîceh vallahu habîrum bi ma ta'melun 17. Ma kane lil muşrikîne ey ya'muru mesacidellahi şahidîne ala enfusihm bil kufr ulaike habitat a'maluhum ve fin nari hum halidun 18. İnnema ya'muru mesacidellahi men amene billahi vel yvmil ahîri ve ekames salate ve atez zekate ve lem yahşe illallahe fe asa ulaike ey yekunu minel muhtedîn 19. E cealtum sikayetel hacci ve îmaratel mescidil harami ke men amen billahi vel yevmil ahîri ve cahede fî sebîlillah la yestevune îndellah vallahu la yehdil kavmez zalimîn 20. Ellezîne amenu ve haceru ve cahdu fî sebîlillahi bi emvalihim ve enfusihim a'zamu deracetem îndellah ve ulaike humul faizun 21. Yubeşşiruhum rabbuhum bi rahmetim minhu ve rîdvaniv ve cennatil lehum fîha neîymum mukîym 22. Halidîne fîha ebeda innellahe îndehu ecrun azîym 23. Ya eyyuhellezîne amenu la tettehîzu abaekum ve îhvanekum evliyae inistehabbul kkufra alel îman ve mey yetevellehum minkum fe ulaike humuz zalimun 24. Kul in kane abaukum ve ebnaukum ve îhvanukum ve ezvacukum ve aşîratukum ve emvalu nîkteraftumuha ve ticaratun tahşevne kesadeha ve mesakinu terdavneha ehabbe ileykum minallahi ve rasulihî ve cihadin fî sebîlihî fe terabbesu hatta ye'tiyallahu bi emrih vallahu la yehdil kavmel fasikîyn 25. Le kad nasarakumullahu fî mevatîne kesîrativ ve yevme hîneynin iz a'cebetkum kesratukum fe lem tuğni ankum şey'ev ve dakat aleykumul erdu bi ma rahubet summe velleytum mudbirîn 26. Summe enezlellahu sekînetehu ala rasulihî ve alel mu'minîne ve enzele cunudel lem teravha ve azzebellezîne keferu ve zalike cezaul kafirîn 27. Summe yetubullahu min ba'di zalike ala mey yeşa' vallahu ğafurur rahîym 28. Ya eyyuhellezîne amenu innemel muşrikun necesun fe la yakrabul mescidel haram ba'de amihim haza ve in hîftum ayleten fe sevfe yuğnîkumullahu min fadlihî in şa' innellahe alîmun hakîm 29. Katilullezîne la yu'minune billahi ve la bil yevmil ahîri ve la yuhurrimune ma harremallahu ve rasuluhu ve la yedînune dînel hakkî minellezîne utul kitube hatta yu'tul cizyete ay yediv vehum sağîrun 30. Ve kaletil yehudu uzeyrunibnullahi ve kaletin nesaral mesîhubnullah zalike kavluhum bi efvahaham yudahiune kavlellezîne keferu min kabl katellehumullahu enna yu'fekun 31. İttehazu ahbarahum ve ruhbanehum erbabem min dunillahi vel mesîhabne meryem ve ma umiru illa li ya'budu ilahev vahîda la ilahe illa hu subhanehu amma yuşrikun 32. Yurîdune ey yutfiu nurallahi bi efvahihim ve ye'bellahu illa ey yutimme nurahu ve lev kerihel kafirun 33. Huvellezî ersele rasulehu bil huda ve dînil hakkî li yuzhirahu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikun 34. Ya eyyuhellezîne amenu inne kesîram minel ahbari ver ruhbani le ye'kulune emvalen nasi bil batîli ve yesuddune an sebîlillah vellezîne yeknizunez zehebe vel fiddate ve la yunfikuneha fî sebîlillahi fe beşşirhum bi azabin elîm 35. Yevme yuhma aleyha fî nari cehenneme fe tukva biha cibahuhum ve cunubuhum ve zuhuruhum haza ma keneztum li enfusikum fe zuku ma kuntum teknizun 36. İnne îddeş şuhuri îndellahisna aşera şehran fî kitabillahi yevme halekas semavati vel erda miha erbeatum hurum zaliked dînul kayyimu fe la tazlimu fîhinne enfusekum ve katilul muşrikîne kaffeten kema yukatilunekum kaffeh va'lemu ennallahe meal muttekîyn 37. İnnemen nesîu ziyadetun fil kufri yudallu bihillezîne keferu yuhîllunehu amev ve yuharrimunehu amel li yuvatîu îddete ma harramellahu fe yuhîllu ma harremellah zuyyine lehum suu a'malihim vallahu la yehdil kavmel kafirîn 38. Ya eyyuhellezîne amenu ma lekum iza kîyle lekumunfiru fî sebîlillahis sakaltum ilel ard e radîytum bil hayatid dunya minel ahîrah fe ma metaul hayatid dunya minel ahîrah fe ma metaul hayatid dunya fil ahîrati illa kalîl 39. İlla tenfiru yuazzibkum azaben elîmev ve yestebdil kavmen ğayrakum ve la teduruhu şey'a vallahu ala kulli şey'in kadîr 40. İlla tensuruhu fe kad nesarahullahu iz ahracehullezîne keferu saniyesneyni iz huma fil ğayri iz yekul li sahîbihî la tahzen innallahe meana fe enzelellahu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bi cunudil lem teravha ve ceale kelimetellezîne keferus sufla ve kelimetullahi hiyel ulya vallahu azîzun hakîm 41. İnfiru hîfafev ve sikalev ve cahidu bi emvalikum ve enfusikum fî sebîlillah zalikum hayrul lekum in kuntum ta'lemun 42. Lev kane aradan karîbev ve seferan kasîdel lettebeuke ve lakim beudet aleyhimuş şukkah ve se yahlifune billahi levisteta'na le haracna meakum yuhlikune enfusehum vallahu ya'lemu innehum le kazibun 43. Afallahu ank li me ezinte lehum hatta yetebeyyene lekellezîne sadeku ve ta'lemel kazibîn 44. La yeste'zinukellezîne yu'minune billahi vel yevmil ahîri ey yucahidu bi emvalihim ve enfusihim vallahu alîmum bil muttekîyn 45. İnnema yeste'zinukellezîne la yu'minune billahi vel yevmil ahîri vertabet kulubuhum fe hum fî raybihim yeteraddedun 46. Ve lev eradul huruce le eaddu lehu uddetev ve lakin kerihellahumbiasehum fe sebbetahum ve kîylek'udu meal kaîdîn 47. Lev haracu fîkum ma zadukum illa habalev ve le evdau hîlalekum yebğunekumul fitneh ve fîkum semmaune lehum vallahu alîmum biz zalimîn 48. Lekadibteğavul fitnete min kablu ve kallebu lekel umura hatta cael hakku ve zahera emrullahi vehum karihun 49. Ve minhum mey yekulu'zel lî ve la teftinnî e la fil fitneti sekatu ve inne cehenneme le muhîytatum bil kafirîn 50. İn tusîbke hasenetun tesu'hum ve in tusîbke musîybetuy yekulu kad ehazna emrana min kablu ve yetevellev vehum ferihun 51. Kul ley yusîybena illa ma ketebellahu lena huve mevlana ve alellahi fel yetevekkelil mu'minun 52. Kul hel terabbesune bina illa îhdel husneyeyn ve nahnu neterabbesu bikum ey yusîybekumullahu bi azabim min îndihî ev bi eydîna fe terabbesu inna meakum muterabbisun 53. Kul enfiku tav'an ev kerhel len yutekabbele minkum innekum kuntum kavmen fasikîyn 54. Ve ma meneahum en tukbele minhum nefekatuhum illa ennehum keferu billahi ve bi rasulihî ve la ye'tunes salate illa vehum kusala ve la yunfikune illa vehum karihun 55. Fe la tu'cibke emvaluhum ve la evladuhum innema yurîdullahu li yuazzibehum biha fil hayatid dunya ve tezheka enfusuhm ve hum kafirun 56. Ve yahlifune billahi innehum le minkum ve ma hum minkum ve lakinnehum kavmuy yefrakun 57. Lev yecidune melceen ev meğaratin ev muddehalel le vellev ileyhi vehum yecmehun 58. Ve minhum mey yelmizuke fis sadekat fe in u'tu minha radu ve il lem yu'tav minha iza hum yeshatun 59. Ve lev ennehum radu ma atahumlahu ve rasuluhu ve kalu hasbunallahu se yu'tînellahu min fadlihî ye rasuluhu inna ilallahi rağîbun 60. İnnemas sadekatu lil fukarai vel mesakîni vel amilîne aleyha vel muellefeti kulubuhum ve firrikabi vle ğarimîne ve fî sebîlillahi vebnis sebîl ferîdatem minallah vallahu alîmun hakîm 61. Ve minhumullezîne yu'zunen nebiyye ve yekulune huve uzun kul uzunu hayril lekum yu'minu billahi ve yu'minu lil mu'minîne ve rahmetul lillezîne amenu minkum vellezîne yu'zune rasulellahi lehum azabun elîm 62. Yahlifune billahi lekum li yurdukum vallahu ve rasuluhu ehakku ey yurduhu in kanu mu'minîn 63. E lem ya'lemu ennehu mey yuhadidillahe ve rasulehu fe enne lehu nara cehenneme haliden fîha zalikel hîzyul azîym 64. Yahzerul munafikune en tunezzele aleyhim suratun tunebbiuhum bi ma fî kulubihim kulistehziu innellahe muhricum ma tahzerun 65. Ve lein seeltehum le yekulunne innema kunna nehudu ve nel'ab kul e billahi ve ayatihî ve rasulihî kuntum testehziun 66. La ta'teziru kad kefartum ba'de îmanikum in na'fu an taifetim minkum nuazzib taifetem bi ennehum kanu mucrimîn 67. El munafikun vel munafikatu ba'duhum min ba'd ye'murune bil munkeri ve yenhevne anil ma'rufi ve yakbidune eydiyehum nesullahe fe nesiyehum innel munafikîyne humul fasikun 68. Veadellahul munafikîyne vel munafikati vel kuffara nara cehenneme halidîne fîha hiye hasbuhum ve leanehumullah ve lehum azabum mukîym 69. Kellezîne min kablikum kanu eşedde minkum kuvvetev ve eksera emvalev ve evlada festemteu bi halakîhim festemta'tum bi halaîkum kemestem teallazîne min kablikum bi halakîhum ve hudtum kellezî hadu ulaike habitat a'maluhum fid dunya vel ahîrah ve ulaike humul hasirun 70. E lem ye'tihim nebullezîne min kablihim kavmi nuhîv ve adiv ve semude ve kavmi ibrahîme ve ashabi medyene vel mu'tefikat etethum rusuluhum bil beyyinat fe ma kanellahu li yazlimehum ve lakin kanu enfusehum yazlimun 71. Vel mu'minune vel mu'miratu ba'duhum evliyau ba'd ye'murune bil ma'rufi ve yenhevne anil munkeri ve yukîymunes salate ve yu'tunez zekate ve yutîy'unellahe ve rasuleh ulaike se yerhamuhumullah innellaha azîzun hakîm 72. Veadellahul mu'minîne vel mu'minati cennatin tecrî min tahtihel enharu halidîne fîha ve mesakine teyyibeten fî cennati adn ve rîdvanum minallahi ekber zalike huvel fevzul azîym 73. Ya eyyuhen nebiyyu cahidil kuffara vel munafikîyne vağluz aleyhim ve me'vahum cehennem ve bi'sel mesîyr 74. Yahlifune billahi ma kalu ve le kad kalu kelimetel kufri ve keferu ba'de islamihim ve hemmu bi ma lem yenalu ve ma nekamu illa en ağnahumullahu ve rasuluhu min fadlih fe iy yetubu yeku hayral lehum ve iy yetevellev yuazzibhumullahu azaben elîmen fid dunya vel ahîrah ve ma lehum fil erdî miv veliyyiv ve la nasîyr 75. Ve minhum men ahedellahe le in atana min fadlihî le nessaddekanne ve le nekunenne mines salihîyn 76. Felemma atahum min fadlihî behîlu bihî ve tevellev ve hum mu'ridun 77. Fe a'kabehum nifakan fî kulubihim ila yevmi yelkavnehu bi ma ahlefullahe ma veaduhu ve bi ma kanu yekzibun 78. E lem ya'lemu ennellahe ya'lemu sirrahum ve necvahum ve ennellahe allamul ğuyub 79. Ellezîne yelmizunel mutteavviîyne minel mu'minîne fis sadekati vellezîne la yecidune illa cuhdehum fe yesharune minhum sehîrallahu minhum ve lehum azabun elîm 80. İstağfir lehum ev la testağfir lehum in testağfir lehum seb'îyne merraten fe ley yağfirallahu lehum zalike bi ennehum keferu billahi ve rasulih vallahu la yehdil kavmel fasikîyn 81. Ferihal muhallefune bi mak'adihim hîlafe rasulillahi ve kerehu ey yucahidu bi emvalihim ve enfusihim fî sebîlillahi ve kalu la tenfiru fil harr kul naru cehenneme eşddu harra lev kanu yefkahun 82. Fel yadhaku kalîlev vel yebku kezîra cezaem bi ma kanu yeksibun 83. Fe ir raceakellahu ila taifetim minhum feste'zenuke lil huruci fe kul len tahrucu meîye ebedev ve len tukatilu meîye aduvva innekum radîytum bil kuudi evvele merratin fak'udu meal halifîn 84. Ve la tusalli ala ehadim minhum mate ebedev ve la tekum ala kabrih innehum keferu billahi ve rasulihî ve matu ve hum fasikun 85. Ve la tu'cibke emvaluhum ve evladuhum innema yurîdullahu ey yuazzibehum biha fid dunya ve tezheka enfusuhum ve hum kafirun 86. Ve iza unzilet suratun en aminu billahi ve cahidu mea rasulihiste'zeneke ulut tavli minhum ve kalu zerna nekum meal kaîdîn 87. Radu bi ey yekunu meal havalifi ve tubia ala kulubihim fehum la yefkahun 88. Lakinir rasulu vellezîne amenu meahu cahedu bi emvalihim ve enfusihim ve ulaike lehumul hayratu ve ulaikehumul muflihun 89. Eaddellahu lehum cennati tecrî min tahtihel enharu halidîne fîha zalikel fevzul azîym 90. Ve cael muazzirune minel a'rabi li yu'zene lehum ve kaadellezîne kezebullahe ve rasuleh se yusîybullezîne keferu minhum azabun elîm 91. Leyse aled duafai ve la alel merda ve la alellezîne la yecidune me yunfikune haracun iza nesahu lillahi ve rasulih ma alel muhsinîne min sebîl vallahu ğafurur rahîym 92. Ve la alellezîne iza ma etevke li tahmilehum kulte la ecidu ma ahmilukum aleyhi tevellev ve a'yunuhum tefîdu mined dem'î hazenen ella yecidu ma yunfikun 93. İnnemes sebîlu alellezîne yeste'zinuneke ve hum ağniya' radu bi ey yekunu meal havalifi ve tabeallahu ala kulubihim fehum la ya'lemun 94. Ya'tezirune ilykum iza raca'tum ileyhim kul la ta'teziru len nu'mine lekum kad nebbeenellahu min ahbarikum ve se yerallahu amelekum ve rasuluhu summe turaddune ila alimil ğaybi veş şehadeti fe yunebbiukum bi ma kuntum ta'melun 95. Se yahlifune billahi lekum izenkalebtum ileyhim li tu'ridu anhum fe a'ridu anhum innehum ricsuv ve me'vahum cehennem cezaem bi ma kanu yeksibun 96. Yahlifune lekum li terdav anhum fe in terdav anhum fe innellahe la yerda anil kavmil fasikîyn 97. El a'rabu eşeddu kufrav ve nifakav ve ecderu ella ya'lemu hudude ma enzelellahu ala rasulih vallahu alîmun hakîm 98. Ve minel a'rabi mey yettehîzu ma yunfiku mağramev ve yeterabbesu bikumud devair aleyhim dairatus sev' vallahu semîun alîm 99. Ve minel a'rabi mey yu'minu billahi vel yevmil ahîri ve yettehîzu ma yunfiku kurubatin îndellahi ve salevatir rasul ela inneha kurbetul lehum se yudhîluhumullahu fî rahmetih innellahe ğafurur rahîym 100. Ves sabikunel evvelune minel muhacirîne vel ensari vellezînettebeuhum bi îhsanir radîyallahu anhum ve radu anhu ve eadde lehum cennatin tecrî tahtehel enharu halidîne fîha ebeda zalikel fevzul azîym 101. Ve mimmen havlekum minel a'rabi munafikun ve min ehlil medîneti meradu alen nifakî la ta'lemuhum nahnu na'lemuhum se nuazzibuhum merrateyni summe yuraddune ila azabin azîym 102. Ve aharuna'terafu bi zunubbihim haletu amelen salihav ve ahara seyyia asellahu ey yetube aleyhim innellahe ğafurur rahîym 103. Huz min emvalihim sadekaten tutahhiruhum ve tuzekkîhim biha ve salli aleyhim inne salateke sekenul lehum vallahu semîun alîm 104. E lem ya'lemu ennellahe huve yakbelut tevbete an îbadihî ve ye'huzus sadekati ve ennellahe huvet tevvabur rahîym 105. Ve kulî'melu fe se yerallahu amelekum ve rasuluhu vel mu'minun ve se turaddune ila alimil ğaybi veş şehadeti fe yunebbiukum bi ma kuntum ta'melun 106. Ve aharune murcevne li emrillahi imma yuazzibuhum ve imma yetubu aleyhim vallahu alîmun hakîm 107. Vellezînettehazu mesciden dîrarav ve kufrav ve tefrîkam beynel mu'minîne ve irsadel li men habellahe ve rasulehu min kabl ve le yahlifunne in eradna illel husna vallahu yeşhedu innehum le kazibun 108. La tekum fîhi ebeda le mescidun ussise alet takva min evveli yevmin ehakku en tekume fîh fîhi ricaluy yuhîbbune ey yetetahheru vallahu yuhîbbul muttahhirîn 109. E fe men essese bunyanehu ala katva minallahi ve rîdvanin hayrun em men essese bunyanehu ala şefacurufin harin fenhara bihî fî nari cehennem vallahu la yehdil havmez zalimîn 110. La yezalu bunyanuhumlezî benev rîbeten fî kulubihim illa en tekattaa kulubuhum yallahu alîmun hakîm 111. İnnellaheştera minel mu'minîne enfushehum ve emvalehum bi enne lehumul cenneh yukatilune fî sebîlillahi fe yaktulune ve yuktelune va'den aleyhi hakkan fit tevrati vel incîli vel kur'an ve men evfa bi ahdihî festebşiru bi bey'îkumlezî bay'tum bih ve zalike humvel fevzul azîym 112. Ettaibunel abidunel hamidunes saihuner rakiunes sacidunel amirune bil ma'rufi ven nahune anil mumkeri vel hafizune li hududillah ve beşşiril mu'minîn 113. Ma kane lin nebiyyi vellezîne amenu ey yestağfiru lil muşrikîne velev kanu ulî kurba mim ba'di ma tebeyyene lehum ennehum ashabul cehîym 114. Ve ma kanestiğfaru ibrahîme li ebîhi illa am mev'îdetiv veadeha iyyah felemma tebeyyene lehu ennehu aduvvul lilhahi teberrae minh inne ibrahîme le evvahun halîm 115. Ve ma kanellahu li yudîlle kavmem ba'de iz hedahum hatta yubeyyine lehum ma yettekun innellahe bi kulli şey'in alîm 116. İnnellahe lehu mulkus semavati vel ard yuhyî ve yumît ve ma lekum min dunillahi miv veliyyiv ve la nasîyr 117. Le kad tabellahu alen nebiyyi vel muhacirîne vel ensarillezînettebeuhu fî saatil usrati mim ba'di ma kade yezîğu kulubu ferîkîm minhum summe tabe aleyhim innehu bihim raufur rahîym 118. Ve ales selasetillezîne hulifu hatta iza dakat aleyhimul erdu bi ma rahubet ve dakat aleyhim enfusuhum ve zannu el la melcee minallahi illa ileyh summe tabe aleyhim li yetubu innellahe huvet tevvabur rahîym 119. Ya eyyuhellezîne amenuttekullahe ve kunu meas sadikîyn 120. Ma kane li ehlil medîneti ve men havlehum minel a'rabi ey yetehallefu ar rasulillahi ve la yerğabu bi enfusihim an nefsih zalike bi ennehum la yusîybuhum zameuv ve la nesabu v ve la mahmesatun fî sebîlillahi ve la yetaune mevtîey yeğîyzul kuffara ve la yenalune min aduvvin neylen illa kutibe lehum bihî amelun salîh innellahe la yudîy'u ecral muhsinîn 121. Ve la yunfikune nefekaten sağîyratev ve la kebîratev ve la kebîratev ve la yaktaune vadiyen illa kutibe lehum li yecziyehumullahu ahsene ma kanu ya'melun 122. Ve ma kanel mu'minune li yenfiru kaffeh fe lev la nefera min kulli firkatim minhum taifetul li yetefekkahu fid dîni ve li yunziru kavmehum iza raceu ileyhim leallehum yahzerun 123. Ya eyyuhellezîne amenu katilullezîne yalunekum minel kuffari vel yecidu fîkum ğîlzah va'lemu ennallahe meal muttekîyn 124. Ve iza ma unzilet zuratun fe minhum mey yekulu eyyukum zadethu hazihî îmana fe emmellezîne amenu fe zadethum îmanev vehum yestebşirun 125. Ve emmellezîne fî kulubihim meradnu fe zadethum ricsen ila ricsihim ve matu ve hum kafirun 126. E ve la yeravne ennehum yuftenune fî kulli amim merraten ev merrateyni summe la yetubune ve la hum yezzekkerun 127. Ve iza ma unzilet suratun nezara ba'duhum ila ba'd hel yerakum min ehadin summensarafu sarafellahu kulubehum bi ennehum kavmul la yefkahun 128. Le kad caekum rasulum min enfusikum azîzun aleyhi ma anittum harîsun aleykum bil mu'minîne raufur rahîym 129. Fe in tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîym
❬ Önceki Sonraki ❭ ٱللَّهُ لَطِيفٌۢ بِعِبَادِهِۦ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ ۖ وَهُوَ ٱلْقَوِىُّ ٱلْعَزِيزُ Allâhu latîfun bi ibâdihî yerzuku men yeşâu, ve huvel kavîyyul azîzazîzu. Allah, kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. Diyanet İşleri Başkanlığı Allah, kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. Diyanet Vakfı Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Allah kullarına çok lütufkardır. Dilediğine rızık verir. O çok kuvvetli, çok güçlüdür. Elmalılı Hamdi Yazır Allah kullarına çok lütufkârdır. Dilediğine rızık verir. O çok kuvvetlidir, çok güçlüdür. Ali Fikri Yavuz Allah, kullarına çok lütûf ihsan edendir. Her dilediğini bir türlü rızıklandırır. O, çok kuvvetlidir, her şeye gâlibdir. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Allah kullarına lûtufkârdır, her dilediğini bir suretle merzuk kılar ve o öyle kaviy öyle azîz Fizilal-il Kuran Allah kullarına lütufkardır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, galibtir. Hasan Basri Çantay Allah, kullarına çok lûtufkârdır. Kimi dilerse onu rızıklandırır. O muradına haakim ve kavidir, yegâne gaalibdir. İbni Kesir Allah; kullarına çok lutufkardır. Dilediğini rızıklandırır. O´dur Kavi, Aziz. Ömer Nasuhi Bilmen Allah, kullarına çok lütfedicidir, dilediğini merzûk buyurur. Ve O, her şeye kâdirdir, galiptir. Tefhim-ul Kuran Allah, kullarına karşı lütuf sahibi olandır; dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, azizdir.
Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Allâhu latîfun bi’ibâdihi yerzuku men yeşâ/us ve huve-lkaviyyu-l’azîzuAllah, kullarına lutfeder, dilediğini rızıklandırır ve odur pek kuvvetli ve üstün. Allah, kullarına karşı lütuf sahibidir; dilediğini rızıklandırıp sevindirir ve şereflendirir. O, kuvvetlidir, Azîz’dir her zaman galip ve izzetli olandır.Allah kullarına çok şefkatli ve bol ikramlıdır, dilediğine rızkı bol bol verir, O çok kuvvetli, üstün ve kullarına çok lütufkârdır. Sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere rızık ve servet verir. O güçlü, kudretli ve Kur’an-ı Kerim, 11/ kullarına karşı lütuf sahibidir. Dilediğine rızık verir. O kuvvetlidir, kullarına karşı lütuf sahibidir; dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, kullarına çok lütûf ihsan edendir. Her dilediğini bir türlü rızıklandırır. O, çok kuvvetlidir, her şeye kullarına karşı lütufkârdır. İstediğini rızıklandırır. O, çok güçlü ve izzet sahibidir. [Rızık, kudret ve gayret, ahiretin olmasını gerektiriyorlar.]Allah, kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, güçlüdür; her şeyin üstesinden kullarına karşı iyilikçidir, azık verir dilediği kimseye, O güçlüdür, O emreAllah, kullarına çok lütufkârdır, dilediğini dilediği tarz ve miktarda rızıklandırır. O, sonsuz kuvvet sahibidir, her işte üstün ve mutlak ’ibâdına karşu lütufkârdır istediğine rızık virir, kavî ve ’ kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.*Allah, kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, mutlak güç kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür. Burada Allah’ın, kullarının iyisine de kötüsüne de lütufta bulunduğu anlaşılmaktadır. O, kötüleri bile suçları sebebiyle aç bırakmamıştır.... Devamı..ALLAH kullarına lütfedendir. Dilediğini ve/veya dileyeni rızıklandırır. O Güçlüdür, kullarına çok lütufkârdır. Dilediğine rızık verir. O çok kuvvetlidir, çok kullarına lûtufkârdır, her dilediğini bir suretle merzuk kılar ve o öyle kaviy öyle azîzAllah, kullarına karşı çok hoşnut edicidir. Dilediğini rızıklandırır. O, Mutlak Güç Sahibi'dir, Mutlak Üstün Olan' kullarına çok lûtufkârdır. Kimi dilerse onu rızıklandırır. O muradına haakim ve kavidir, yegâne kullarına çok lütufkârdır. Dilediğini dilediği şekilde rızıklandırır.1 Çünki O, Kavî pek kuvvetlidir, Azîz kudreti dâimâ üstün gelendir.1“Ey insan! Sen kendine mâlik sâhib değilsin. Sen, kudreti nihâyetsiz bir Kadîr, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı zü’l-Celâl’in memlûküsün kölesi... Devamı..Allah kullarına karşı çok şefkatlidir, dilediğini rızıklandırır. O çok kuvvetli, çok yüce ve güçlü kullarını kayırıcıdır. O, kimi dilerse onu azıklandırır. Güclü olan, erkli olan yalnız kulları hakkında lûtufkârdır, dilediğine rızk verir, hem O, kavidir, yegâne kullarına çok lütufkârdır, dilediğini O, Kaviy’dir, Azîz’ Rızık, nimet anlamındadır. Allah’ın lütfettiği maddi manevi her çeşit nimettir. Sadece yediğimiz şeyler değildir. Onlar da rızıktandır ama rızık sa... Devamı..Allah, kullarına karşı lütuf sahibi olandır; dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, Allah, kullarına karşı çok cömert ve çok lütufkârdır; dilediğine, dilediği kadar nîmetler bahşeder. Çünkü yalnızca O’dur, sonsuz kuvvet ve kudrete sahip kendi kullarına çok lütfedicidir. Dileyeceği kimseleri rızıklandırır. Azîz Kuvvetli de O’ kullarına karşı çok duyarlıdır. Görkemli gücün sahibi olarak istediğini nimete boğar...Allah kullarına çok lütufkârdır. Dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. Allah kullarına cömerttir; dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, kullarına karşı onları dilediği gibi rızıklandırarak, lütuf sahibi olandır. Doğrusu O, çok güçlü, pek kullarına çok lütufkardır dilediğine rızık verir, çünkü yalnız O güçlüdür, yücedir!Allah, kullarına karşı çok lütufkârdır. Zira O, hak edeni rızıklandırır. Çünkü O, çok güçlüdür ve üstün kudret sahibidir. 15/49, 39/53ALLAH kullarına karşı sonsuz lütuf sahibidir; isteyip hak edeni/istediğini rızıklandırır[⁴³²⁷] zira O mutlak güç, sınırsız yücelik sahibidir.[4327] Rızık, sadece boğazdan geçenleri kapsamaz. Hz. Âişe “Rızık deyince aklına boğazından geçenler gelenin aklına şaşarım” der. Her varlık tüm rızkı... Devamı..Allah, kullarına çok lütfedicidir, dilediğini merzûk buyurur. Ve O, her şeye kâdirdir, kullarına büyük lütuf sahibidir. Dilediği her kulunu, bir türlü rızıklandırır. O, pek kuvvetlidir, üstün kudret sahibidir. [11, 6]Allah kullarına lutufkardır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, kullarına karşı latîftir[*]. O, tercihini doğru yapanı rızıklandırır. Üstün olan O, işini başaran O’dur.[*] işlerini derinden derine yapar / en ince detayına kadar düzenlerAllah, kullarına karşı çok lütufkardır. Dilediğini rızıklandırır. Güçlü ve galip olan O' kullarına karşı lütuf sahibidir; O dilediğini rızıklandırır. O karşı konulmaz kuvvet sahibidir; O herşeyin mutlak kullarına çok lütufkârdır; dilediğini rızıklandırır. O'dur en güçlü, O'dur en yüce...Tañrı eyü işlüdür ķullarına rūzį virür aña kim diler. daħı ol güci yiterdür Taālā laṭīfdür ḳullarına, rızḳ virür kime dilese. Daḫı ol güçlü, ḳuvvetve ḳudret issi, Öz bəndələrinə çox lütfkardır; istədiyinə ruzi verər. O, yenilməz qüvvət, qüdrət sahibidir!Allah is gracious unto His slaves. He provideth for whom He will. And He is the Strong, the is Allah4552 to His servants4553 He gives Sustenance4554 to whom He pleases and He has power and can carry out His Latif. so kind, gracious, and understanding, as to bestow gifts finely suited to the needs of the recipients. For the various meaning of Latif, s... Devamı..
تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ Hata! Lütfen tarayıcınızın ayarlarını kontrol edip daha sonra tekrar deneyin.
sura suresi 19 ayet dinle